Yazdır e-Posta

Yeni_Ozgur_Politika_logoYENİ ÖZGÜR POLİTİKA GAZETESİ 26/11/2010
DENİZ BİLGİN



"DÜŞBAZ İLE HAYALLERİMİZİN PEŞİNDE
"
 

Hayatın her alanını müziğe taşıyan Düşbaz’lar, ‘’Düş kurmak, kurduğun düşlerin peşinden gitmek, gidebilmek, gidilebileceğine inanmak, her anlamda güzel’’ diyor.
 

Sanatın, edebiyatın, popüler kültürün zulmü altında inlediği bir dünyada, farklı bir ses bile umut olur; popülist kaygı taşımayan, üstelik de hayat görüşü ile müzikal tavrı arasında tutarlı bir çizgi izlemeye çalışan... Maddi kaygılarla müzik yapmayan... Çokça gördük, bu zalim çarka direnip, ardından ‘çaresizce’, popüler kültürün dik alası televizyon dizilerinde, programlarında kendinden taviz verenleri... Amacımız yargılamak değil; belki çaresizlik, belki zorunluluk, kaçınılamaz olan belki de...


Zordur maddiyatın ön planda olduğu, insana, doğaya, hayata dair güzelliklerin yaralandığı bir yeryüzünde düşe sarılmak... ‘’Güzel Günler“ için sözlerini notaya dökebilmek... Çünkü onlar Düşbaz... Yeryüzündeki düzenbazlığa karşın Düşbaz olabilenler, ısrarla düş kurmak da direnenler yani Düşbaz’lar... Günümüzün düşman gibi baktığı farklılığa sarılmış onlar... Kaynağını unutmadan arayışın yolculuğuna çıkmışlar.

Gruplar dağılır, herkes bireysel müzik yapmaya başlar. Ama onlarınki bu konuda da tam tersine işlemiş... Onlar bireysel müzikten, grup müziğine geçmişler. Zamanlarında zulüme, savaşa, yoksulluğa dizeleri ve duruşlarıyla direnmiş olan Hasan Hüseyin Korkmazgil, Nazım Hikmet, Bertolt Brecht, Aşık İhsani’nin şiirlerini besteliyorlar.

Düşbaz müzik grubu, üniversiteden beri arkadaş olan Kerem Kekeç, Ali Ekber Kayış ve Şenol Topuz tarafından 2008 yılı başında kurulur. Kurulduğu günden itibaren albüm kayıtlarına başlayan Düşbaz, ardından ‘Güzel Günler’ albümüne imza atar. Enstrümanlarda Rustem Mahmudzade, Eren Eroğlu ve Murat Çolak eşlik ediyor. Düşbaz’ın üyelerinden Kerem Kekeç ve Ali Ekber Kayış’a bir kaç soru yönelttik, Onlar da samimiyetle yanıtladılar.

En büyük fark, yüreği ortaya koymak

Grup, ismini albümleri kayıt aşamasına gelince belirler. Ve bir şairin ‘’düş yapan“ anlamında türettiği Düşbaz’da karar kılınır: ‘’Düş kurmak, kurduğun düşlerin peşinden gitmek, gidebilmek, gidilebileceğine inanmak, her anlamda güzel. Bu yüzden içerik olarak da bizi ifade ediyordu. Düşbaz da karar kıldık. Önce biraz tereddüt etsek de sonraları çok da yerinde bir isim belirlediğimizi gördük, memnunuz.“


Onlar para için müzik yapmıyor ve bunun kendilerini özgür kıldığını düşünüyorlar. ‘’Israrla benzemekten kaçış, popüler kültüre karşı bir duruş mu?“ şeklindeki sorumuzu, ‘’şarkılarımızda, tarzımızda farklılığın olduğu, müziğimizin özgünlük taşıdığı, kimsenin benzeri, taklidi olmadığı açık. Ancak buna ‘benzemekten kaçmak’ adını koymak eksik bir tanımlama olacaktır“ şeklinde cevaplıyorlar. Zira Onların temel amacı, popülist kaygı gütmeden üretmeye yoğunlaşmak: ‘’Eğer amaç sadece ‘farklı olmak’ olsaydı, biliyorsunuz kimileri bunu saçını türlü renklerde boyayarak, işte pantolonunu indirerek ya da vücudunun muhtelif bölgelerine tüyler vb. takarak sağlamaya çalışıyor. O yüzden bizim farklılığımız, mevcut piyasanın kalitesizliğine kendini kaptırmadan yüreğimizi ve müzik birikimimizi ortaya koyarak müzik üretmemizin doğal bir sonucu oluyor“ diye amaçlarını anlatıyorlar.

Düşbaz, ‘’müziği yaparken, ezgiyi düşünürken asla bunu insanlar daha kolay dinler, daha rahat dinleyebilir daha popüler olabilir amacı gütmeyen“ bir grup. Ve, popüler kültüre karşı duruşlarını şöyle anlatıyor: ‘’Popüler kültür bir yandan belirli üretimleri yaygınlaştırır ve bilinir hale getirirken, diğer yandan müziğin, edebiyatın, sanatın içinin boşaltılması anlamına geliyor ve tabii ki popüler kültürün karşısındayız. Bir bakıyorsunuz, düne kadar ‘vatan haini’ dedikleri Nazım Hikmet’in şiirleri, bar şarkıcılarının ağzında sarhoş mezesi olmuş, üstelik bu şarkıcılar da ‘duyarlı sanatçı’ edalarında ortalıkta geziniyorlar. Bu bir örnekti sadece... Şimdi biz popüler kültüre Nazım Hikmet’i yaygınlaştırdığı için teşekkür mü etmeliyiz, yoksa onu yaygınlaştırırken hayatını bir amaç uğrunda sürdürmüş komünist bir şairin aşk peşinde koşan bir sergüzeşti haline getirilmesinden dolayı mesafeli mi durmalıyız? Bunlar uzun tartışma konularıdır tabii ki, burada bu kadar söylemek yeterli.“

Düşbaz’lar tekellere karşı!

Düşbaz’lar, hayatın her alanında kendilerini karşılayabilecek konuları müziğe taşıdıklarını belirtiyorlar. ‘’Bunu yaparken de insanları bilinçlendirme gibi bir misyon yüklemiyoruz kendimize ama denk düşebilir. Biz kendimizi ne kadar iyi ifade edebilirsek insanlar da bizim söylemek istediğimizi o kadar iyi algılayacaklardır“ diyen Düşbaz üyeleri, ‘’Popüler kültürün temelinde birbirine benzeme ve benzetme vardır. Belki de bu yüzden insanlar farklı olanı hemen kabullenemezler, tabii bu demek değildir ki her farklı olan kabul edilecektir. Ancak ortaya konan işin gerçekten değeri varsa karşılığını bulacağına inanıyoruz. Düşbaz’ın müziğinin kulaktan kulağa yayıldığını görüyoruz ve müziğimizi dinleyen herkesin farklı bir müzik olduğunu düşünmesi bizi mutlu ediyor, besliyor. Bizim için önemli olan, Düşbaz’ın kitlelerle buluşması, buluştuğu anda çok güzel tepkiler alabileceğimizi biliyorduk ve bunu yaşıyoruz da“ diyor.


Ve Onların dediği gibi topluluklara ulaşma konusunda herkes aynı ‘şans’a sahip değil: ‘’Medya tekellerinin beslemediği ürünler ve sanatçılar da kitlelere kendi kanallarından ulaşmak durumundadır. Tabii ki bizim ürettiklerimiz içinde hiç değilse bir kısmının o tekellerden geçme şansı sınırlı, diğer kısmı içinse zaman gerekir. Bizim bir şikayetimiz yok, ama daha kalabalık konserlerde dinleyicilerimizle hep bir ağızdan şarkı söylemek için bir sabırsızlığımız var tabii.“

Haklının ve ezilenin tarafında

‘’Biz hiçbir zaman tarafsız olduğumuzu söylemedik. Her zaman haklının, ezilenin, sömürülenin yanındayız, sadece müzikal anlamda değil hayatımızın her alanında da bu şekilde davranıyoruz“ diyen grup üyeleri, müziğin politikanın bir aracı olarak kullanılmasını da tasvip etmiyorlar:


‘’Müzik hayatın her alanında olduğu gibi siyasette de kullanılabilir ama sadece siyaset için müzik yapmak müziğe bakış açımızı yansıtmıyor. Bu, müziğin kalitesinden ödün veren, onu olduğu yerden aşağı çeken bir yaklaşım oluyor. Yani müzik, politik mesajları olmasa bile değerli ve güzel bir şeydir. Onu üretenlerin, yorumlayanların dünya görüşüne paralel olarak da bir içerik kazanır, bu içerik en güzel biçimiyle kendini dışa vurabiliyorsa, kaliteli bir müzikten söz edilebilir. Ancak sadece belirli sözlerin belirli kitleye ulaştırılması olarak bakıldığında müzik olmaktan çıkmaya başlıyor. Bizim ‘mesafeli duruş’umuz, bu bakış açısına karşı bir mesafe olabilir ancak. Zaten, ürettiklerimize bakıldığında kendine taraf diyenlerden çok daha net bir tarafımızın olduğu çok açıktır.“

Ayrıcalığın olmadığı bir dünya düşü...

Yeni_Ozgur_Politika_dusbazSon olarak Düşbaz üyeleri Kerem Kekeç ve Ali Ekber Kayış’a müziğe ve hayata dair düşlerini sorduk:


Kerem Kekeç: Hayatımın her döneminde müzik vardı, fakat yeni çalışmalardan eğer albümü anlamak gerkirse şu anda II. albüm için çalışmalara başladık. Hedefimiz baharda albümü yayınlamak. Müziğe başladığım yıllarda hayal ettiğim şekliyle yaşıyorum şu anda müziği. Bu şekilde ilkeli ve özgürce devamından başka bir isteğim olamaz.

Ali Ekber Kayış: Ben İstanbul’a ilk geldiğim yıllarda, yeni yeni politikleşmeye başladığım zamanlarda, Marx’ın bir cümlesini okumuş ve çok etkilenmiştim. Geleceğin toplumu için söylediği şu cümle benim hayalimi ifade ediyor: ‘’Bugün bu işi, yarın başka bir işi yapmak, canımın istediğince, hiçbir zaman avcı, balıkçı ya da eleştirici olmak durumunda kalmadan sabahleyin avlanmak, öğleden sonra balık tutmak, akşam hayvan yetiştiriciliği yapmak, yemekten sonra eleştiri yapmak olanağını yaratır.”

Biz toplumun içinde yaşayan, çalışan insanlarız. Belirli rastlantıların ve olanakların birleşmesi sonucunda sanatla, müzikle uğraşabiliyoruz. Aslında her insanın bir sanat alanında üretebilecek bir kapasiteye sahip olduğunu ama bunun olanaklarından yoksun olduğunu görüyoruz. İşte benim hayalim tüm insanların sanatçı olabildiği, kimsenin toplumda ayrı bir yerde ‘sanatçı’ olma ayrıcalığına sahip olmadığı bir dünya toplumudur. Düşbaz benim için bu ‘’düş“ü de ifade ediyor. Ve türkülerimizi yakarken, bu özlemleri dile getiriyor, her notada, her ezgide, her sözde bunun yeni karşılıklarını üretmeye çalışıyoruz.

 


Kaynak: YENİ ÖZGÜR POLİTİKA