Yazdır e-Posta

red_dergisiRED DERGİSİ MAYIS  2010 SAYISI
AYŞE PINAR



DÜŞBAZ VE "GÜZEL GÜNLER"

Biri albümün adı, diğeri müzik grubunun. Bilinçli mi seçtiler bunu bilinmez ama birbirine çok uymuş. Çünkü kimse kötü şeylere dair düş kurmaz, düşler Güzel Günlere dair kurulur.

Düşbaz Müzik Grubu, sadece albümlerine verdikleri “Güzel Günler” ismiyle değil, tüm şarkılarıyla, ezgi ve düzenlemeleriyle de güzel günlerin müjdesini veriyor gibi.

 

Albüm kapağındaki yazıda her ne kadar “bütün sözcükler tükendi, bütün notalar çalındı” diyerek kısırlık ve üretimsizliğe işaret etseler de, kendi duruş ve üretimleriyle Türkiye’de müzik adına da güzel şeyleri vaat ediyorlar doğrusu.
Düşbaz’ın kuruluşu, çalışmaları ve albümünü çıkarması toplamda iki yıllık bir sürece yayılmış. Albümleri, geçtiğimiz Haziran ayında yayınlanmış. Albümde 16 şarkı bulunuyor. İlk dikkat çeken şey ise, genelde sanatın piyasa kaygılarına kurban verildiği bir dönemde hakim olan tek şarkının sürüklediği albümlerden oldukça farklı bir yerde duruyor olması. Genelde, beğenileceği düşünülen tek bir şarkıyı pazarlamak için bir albüm yapılır ve o tek şarkının dışındaki şarkıların işlevi, cd’de yer doldurmaktır. Oysa Düşbaz’ın albümündeki 16 şarkının her birinin hem müzikal hem de içerik açısından bir değeri var ve başka bir şarkıyı bekleyerek dinlemiyorsunuz, şarkının kendisini dinliyorsunuz. Bütün şarkıları birbirinden güzel ve nitelikli. Üstelik, kendi ifadeleriyle, 20 - 25 şarkıdan güçlükle eleyerek seçebilmişler bu 16 şarkıyı.
Albümde 2  tane “cover” şarkı  ve 1 tane de dışarıdan alınan şarkı dışında tamamının bestesi Düşbaz’a ait. Düzenlemeler ise zaten başta “cover” şarkılara olmak üzere apayrı bir ruh ve anlam katmış.  Örneğin geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Aşık İhsani’ye ait olan “Balta” şarkısı, içinde taşıdığı öfke ve başkaldırı unsurlarıyla bütünleşen, onu açığa çıkaran bir düzenlemeyle, rock formatında yapılmış ve adeta yeniden yaratılmış.  Gülbahar Uluer’in bestesi olan “Tanrı ve Çocuklar” için de aynı şeyi söylemek mümkün. Ayrıca Düşbaz’ın “cover” şarkıları kullanma mantığı da piyasada bilinenlerden oldukça farklı. Genelde, “cover” şarkılar, zamanında tutulmuş, popüler olmuş şarkıları basamak olarak kullanma amaçlı yapılır. Ama Düşbaz’ın “cover”ları öyle değil, geniş toplum nezdinde bir popülerliği olmayan, ancak grubun kendisini ifade etmek için gerekli gördüğü, kitlelerle buluşturmak için bilinçli olarak seçtiği şarkılar bunlar. Bu yüzden “cover” denilip geçilmemeli. Ayrıca ilginç bir sürpriz olarak Almanca bir şarkı da seslendirmişler. Yine kendi besteleri olan, sözleri ise dünyaca bilinen komünist şair Bertolt Brecht’e ait. Brecht’in savaş karşıtı sözleri olan bir şarkısı bu, “Bir Pilottu Kardeşim”.
Buraya kadar verdiğimiz bilgilerle Düşbaz, klasik bir “sol grup” izlenimini verse bile, bu söylenenler onun genel profilini çizmeye yetmiyor. Düşbaz’ın albümünde bolca aşk ve sevda şarkıları da var ve üstelik bunlar, hem sözleri hem de müzikaliteleri itibariyle, piyasadaki şarkılardan hayli farklı. Hem bu tür şarkıları da içermesi, hem de bunları oldukça üstün bir müzikal anlayışla yapmış olmalarıyla klasik sol grup görünümünün dışındalar. Onları bunun dışına çıkaran bir başka unsur ise kullandıkları düzenleme ve müzikal formlar. Ayrıca kullandıkları enstrümanlara değinmeden de geçemeyiz. Örneğin Güney Amerika ülkelerinden Ekvador’da kullanılan “Çarango” çok ilginç ve güzel bir enstrüman.  Sonra grup üyelerinden Ali Ekber Kayış’ın kendi üretimi olan “Sazuki” adlı enstrümanın da ayrı bir yeri var ki üzerine müzisyenler camiasında oldukça geniş ve verimli bir inceleme yapılabilir. Çünkü Türk müziğinin önemli bir sorununa çözüm getiriyor ki bunlar ayrı tartışma konuları ve daha özel ilgi alanlarına giriyor.
Sonuç olarak, 16 şarkıdan oluşan bu albüme ve Düşbaz’ın genel çizgisine bakıldığındaysa, bu çalışmaların, iki yıla sığmayacak bir birikime dayandığı hemen anlaşılabiliyor. Gerçekten de Düşbaz üyeleri, müziğin bir çok alanında yıllar içinde biriktirdiklerini bu albümde dinleyicilerle paylaşıyorlar. Müziğin emekçileri onlar ve müziği yaparken tek amaçları bu şarkılarını kitlelerle beraber söyleyebilmek. Müziği bir para kazanma aracı olarak görmediklerini belirtiyorlar ve yıllar önce başlayan bugün Düşbaz’la taçlanan ilişkilerinin başlangıcında da bu “düş” onları bir araya getirmiş, öyle söylüyorlar. Bugün müziğin başka alanlarından para kazanıp, kendileri ve müzikseverler için müzik yapan Düşbaz, kirlenmiş ve yozlaşmaya yüz tutmuş müzik piyasasında tertemiz ve saf olarak kalan, her müzisyenin istediği şeyi gerçekleştirmeye çalışıyor;  ve “Güzel Günler”in ancak çabayla gerçekleşeceğini, kendi emeği ve üretimiyle de ortaya koyuyor. Yolları açık onların ve müzikseverlerin yolları onlarla her zaman kesişecek gibi görünüyor.

Kaynak: Red Dergisi